İzleyiciler

24 Aralık 2023 Pazar

EĞİTİM YAZILARI


OKULLARDA DEĞİŞİM YORGUNLUĞU VE SONUÇLARI*

Bilge Dursun Erman


 1.      GİRİŞ

            Dünyamız sürekli bir dönüşüm içerisinde. Hayatımızın her alanında, yeni fikirlerin, teknolojik ilerlemelerin ve toplumsal değişimlerin izlerini sürmek mümkün. Değişim, insanlığın evriminde ve ilerlemesinde en güçlü itici güçtür. Tarih boyunca, insanlar keşifler yaparak sınırları aşmış, bilinmeyen ufuklara yelken açmışlardır. Ancak değişim, yalnızca dış dünyada gerçekleşmez; aynı zamanda içimizde de kök salar.

Bireyler olarak, sürekli bir gelişim ve dönüşme potansiyeline sahibiz. İçsel değişim, yeni deneyimler edinerek, bilgiyle beslenerek ve kişisel büyümeyle gerçekleşir. Her adım, yeni bir fırsatı temsil eder ve hayatımıza yeni bir renk katabilir. Değişim bazen zorlu bir yolculuk olabilir, ancak beraberinde büyük bir özgürlük ve potansiyel getirir.

Değişim, statükoyu sarsan ve sınırları zorlayan bir güçtür. Yeni fikirler, inançlar ve yaklaşımlarla birlikte toplumların dönüşümü gerçekleşir. İnsanlık tarihi, büyük değişimlerin getirdiği dönüşüm hikayeleriyle doludur. Teknolojik devrimler, bilimsel keşifler ve sosyal hareketler, dünyayı kökten değiştiren güçler olmuştur. Değişim, bazen dirençle karşılaşır ve zamanla kabul edilir, ancak sonunda daha ileriye taşıyan bir yolculuğun başlangıcını simgeler. Ancak değişim yalnızca dönüşüm ve ilerleme anlamına gelmez. Değişimin getirdiği hızlı tempolar, belirsizlikler ve sürekli adaptasyon gereksinimi, bazen bizi yorgun düşürebilir. Değişim yorgunluğu, bu hızlı değişim sürecinde hissedilen bir tükenmişlik halidir. Yeni fikirlerin, teknolojilerin ve sosyal normların hızla değiştiği bir dünyada, bazen insanlar olarak kendimizi yetersiz veya tükenmiş hissedebiliriz.

Bu çercevede kurumları oluşturan alt-üst kademedeki bireylerin değişime karşı direnmeleri, değişimin bir yerde onlara sosyal, psikolojik zararlar vereceği fikrinden dolayı bir olumsuz algı oluşturmasına neden olarak değişim yorgunluğu olgusunu meydana getirmiştir. Devlet kurumları özelinde okullarımızın değişime karşı direnci ve ön yargısı bu olgu üzerine çalışmayı zorunlu kılıyor. Çağdaş toplum gereklerine uygun çağdaş kurumlara ihtiyaç duyulan bu zamanlarda sağlıklı şekilde aşılması gereken bir konudur.

2.      DEĞİŞİM

Değişim kavramı kişilerin, nesnelerin baştaki varoluş halinden başka bir hal almasıdır diyebiliriz. Değişim kavramının genel ifade ile “yeni bir yola giriş” olarak tanımlanmaktadır (Puccio vd., 2011). Bir başka tanımlamaya göre ise, mevcut bir durumu olduğu halden farklı bir boyuta getirmek (Olkun, 1996) ya da herhangi bir şeyin dengesini etkileyen başkalaşma sürecine eğilimli olmak (Pathak, 2011) şeklinde ifade edilmektedir.

Sonuç olarak, değişim, hayatın doğal bir parçası olarak sürekli bir şekilde tecrübe ettiğimiz bir olgudur. Evren var oldukça da değişim her zaman olacaktır. Ayrıca değişim sancılı bir süreç olduğu için değişim yorgunluğunu beraberinde getirecektir.

3.      DEĞİŞİM YORGUNLUĞU TANIMLARI

Değişimin toplum, kurum ve bireyler üzerinde etkilerinden olan değişim yorgunluğu karşımıza zihinsel bir uyumsuzluk ve bunun sonucu olan stres, tükenmişlik yorgunluk olarak karşımıza çıkıyor. İnsanoğlunun modernleşme hızı, teknolojik gelişimi, sosyoekonomik ve sosyokültürel değişimler  gibi faktörler, insanların yaşamlarında  sürekli değişimlere maruz kalmasına neden olmuştur.

Değişimin gerçekleştiği kurum çalışanları özelinde  Falkenberg ve diğerlerine (2005) ve Bernerth ve diğerlerine (2011) göre değişim yorgunluğu çalışanın değişim girişimlerini ‘gereğinden fazla’ veya ‘aşırı’ olarak algılamasıdır. Diğer bir tanımda ise değişim yorgunluğu çok fazla uyaran neticesinde bireyin kafasının karışması ve çalışma tarzının olumsuz etkilenmesi olarak ifade edilmektedir (Stansaker, Meyer, Falkenberg ve Haueng, 2002). Winter’a (2013) göre ise değişim yorgunluğu örgütsel değişime dahil olanların değişikliklerin hiç son bulmayacağı, örgütte farkedilir bir gelişimi veya iyileşmeyi beraberinde getirmeyeceği ve bu nedenle de değişimin bir parçası olmanın anlamsız olacağı yönündeki algısıdır. Lyle ve diğerlerine (2014) göre ise değişim yorgunluğu çok fazla sayıda değişim girişiminden kaynaklı olumsuz iş deneyimlerinin bir sonucu olarak değişime dönük bir isteksizlik ve bıkkınlık hissedilmesidir.

Değişim sürecinin başarıyla yönetilmesi örgüt çalışanlarının yetenekleri, bu süreçte sergilemiş oldukları çabaları ve istekleriyle yakından ilişkili olduğundan, yaşanan değişimler de doğal olarak en fazla örgüt çalışanlarını etkilemektedir. Fakat bu süreçte meydana gelen değişimlerin sıklığının ve miktarının gün geçtikçe artış göstermesi başta örgütlerin verimliğini ve performansını artırmaya yönelik girişimlerini, sonrasında ise çalışanların bu sürece adapte olabilme yeteneklerini olumsuz yönde etkileyerek bilişsel ve duygusal açıdan birçok problemin yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. Yaşanan bu problemlerin başında aşırı değişim girişimi ile karakterize edilen uygulamalar sonucu çalışanlarda tükenmişlik veya bıkkınlık gibi belirtilerle ortaya çıkan “değişim yorgunluğu (change fatigue)” yer almaktadır (Brown, 2016; McMillan, 2018). 

4.      DEĞİŞİM YORGUNLUĞU NEDİR?

20. yy’ın ikinci yarısından itibaren iş dünyasında ve organizasyonlarda büyük değişimler yaşanmaya başlandı. Bu dönemde teknolojik ilerlemeler ve küreselleşme, şirketlerin faaliyetlerini genişletme ve verimliliklerini artırma ihtiyacını ortaya çıkardı. Bu süreçte, yenilikçilik ve değişime uyum sağlama yeteneği, organizasyonların rekabet avantajı elde etmeleri için önemli hale geldi. Bu değişen sartlar altında örgüt içerisindeki bireylerin duygusal ve bilişsel sorunlar baş göstermeye başlamıştır.

Değişim yorgunluğu ilk kez 1970 yılında Toffler tarafından ortaya atılan, 1990’lı yıllardan sonra örgütsel davranış disiplini çerçevesinde birçok çalışmaya konu edilen güncel bir kavramdır. Toffler (1970)’a göre değişim yorgunluğu aşırı değişim girişimleri neticesinde çalışanlarda stresle ortaya çıkan bir yönelim bozukluğu şeklinde ifade edilmektedir.

Değişim yorgunluğu ilk etapta bireysel düzeyde bir tepki olarak ortaya çıkmakta, fakat sonraki zamanlarda örgütün performansını olumsuz yönde etkileyen yönetsel bir problem haline gelmektedir (Stensaker vd., 2002). Günümüzde, değişim yorgunluğu kavramı kurumlar ve çalışanlar arasında önemli bir konu haline gelmiştir. Değişen sartlar altında örgüt içerisindeki bireylerin duygusal ve bilişsel ihtiyaçları göz önüne alınmalıdır. Örgütler, değişimi yönetmek için daha etkili stratejiler geliştirmeye çalışırken, çalışanların değişime adaptasyonlarını ve refahlarını desteklemek için çeşitli önlemler almaktadır.

5.      ÖRGÜTLERİN DEĞİŞİMİ ALGILAMA BİÇİMİ

Örgütlerde değişimi algıma biçimi her kurumda farklılık göterebilir. Değişimin getireceği kaosun, kurumlarca algılanma biçimini etkileyen faktörler kurum kültürü, liderlik yaklaşımı, çalışan katılımı önceki deneyimler, iş güvencesidir diyebiliriz. Ayrıca:

  Değişim yorgunluğu deneyimleyen çalışanlar örgütte çok fazla değişim girişimi başlatıldığını,

  Sürekli bir değişim girişimi içerisinde olduklarını,

  Örgütte istikrarsızlığın hakim olduğunu ve bu durumun kendilerini mutsuz ettiğini,

  Öncekilerin sonuçları yeterince değerlendirilmeden yeni girişimler başlatıldığını,

  Örgütte gerçekleşen değişim düzeyinin bunaltıcı olduğunu,

  Değişim girişimlerinin hızından dolayı takip edemediklerini ve söz konusu değişikliklere ayak uydurma çabasının yersiz olduğunu düşünebilir ve değişime yönelik bir bıkkınlık hissedebilirler (Bernerth ve diğerleri, 2011; Elving ve diğerleri, 2011; Rafferty ve Griffin, 2006).

Bu faktörlerin yanı sıra, örgütlerdeki bireylerin kişisel özellikleri, motivasyonları, deneyimleri ve algıları da değişimi nasıl algıladıklarını etkileyebilir. Değişimin kaos olduğunu unutmamak önemlidir, bu nedenle örgütlerin değişimi algılaması ve yönetmesi, çalışanların ihtiyaçlarını ve endişelerini dikkate alarak stratejiler geliştirmeyi gerektirir. Bu da örgütlülüğü kuvvetli olan ve çalışanını düşünerek dönüşümünü sağlayan kurumları bu süreçten daha hızlı ve sağlıklı çıkaracaktır.

6.      DEĞİŞİM YORGUNLUĞU VE İŞ DOYUMU

Literatür incelendiğinde değişim yorgunluğu, psikolojik dayanıklılık ve iş doyumu arasında anlamlı ilişkiler olduğunu ileri süren çalışmalar yer almaktadır. Değişim yorgunluğu ile iş doyumu arasındaki ilişki dikkate alındığında, değişimin hızının ve şiddetinin artmasına bağlı olarak çalışanlarda değişim yorgunluğu düzeylerinde meydana gelen artış beraberinde çalışanların iş doyumlarını da azaltmaktadır.

Değişim süreçleri, çalışanlar üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir ve bu da iş doyumunu azaltabilir. Sürekli değişimlere uyum sağlamak zorlu bir süreç olabilir ve çalışanların motivasyonunu, enerjisini ve performansını etkileyebilir. Değişim süreçleri sırasında çalışanların iş rolleri ve beklentileri değişebilir, belirsizlik artabilir ve çalışanlar yeni beceriler öğrenmek ve adaptasyon göstermek zorunda kalabilir. Bu durumlar çalışanların duygusal ve bilişsel kaynaklarını tüketebilir ve iş doyumunu olumsuz etkileyebilir.

Bunları göz önüne alarak, değişim yorgunluğu ve iş doyumu arasındaki ilişki bariz şekilde ortadadır. İyi yönetilen değişim süreçleri, çalışanların iş doyumunu korurken, kötü yönetilen değişim süreçleri çalışanların iş doyumunu olumsuz etkileyebilir. Örgütlerin, çalışanların değişime uyum sağlama sürecini desteklemek, iletişim ve katılımı teşvik etmek ve çalışanların ihtiyaçlarını dikkate almak için stratejiler geliştirmesi önemlidir.

7.      OKULLARDA DEĞİŞİM VE DEĞİŞİM YORGUNLUĞU

Değişim, diğer tüm örgütler gibi okul örgütünün ilgi alanında olan bir olgudur. Çağın gerekleri… diyerek başlayan her cümle değişimin  öncüsü olan kurumlardan okulları da ilgilendirir. Toplumları değişim güçlerinin baskısı ya da dinamiği altında, kendilerini ve geleceklerini değiştirmeyi bekledikleri önemli örgütlerden biri de okullardır.

Turan ve diğerlerine göre (2021:232) nihai amaçları topluma katkı sağlayacak olan öğrenciler yetiştirme olan okullar…bilgileri, becerileri ve güçleri doğrultusunda cevap vermeye çalışmakta ve kendiliğinden değişim sürecinin içinde yer almaktadır.

Bu kaçınılmaz durum içinde okul çalışanları evrenin ve bilimin kalıtsal özelliği olan değişimin kendisine adapte olma yolunda sorunlar yaşamaktadır. Bunların çeşitli nedenleri vardır.

8.      DEĞİŞİM YORGUNLUĞUNUN NEDENLERİ

Değişim yorgunluğunun nedenleri çeşitli faktörlere dayanabilir. Bunları baktığımızda ise yöneticilerin değişim ihtiyacını belirlerken, okulları değişime hazırlarken, okullarda değişimi uygularken ve değişimi değerlendirirken, yeteri kadar toplantı yapmamaları ve bu değişimin gerekliliği hakkında yeteri kadar bilgilendirme çalışması yapmamaları, öğretmen görüşlerinin dikkate alınmaması, mesleğe yeni başlayan öğretmenlerin yöneticilerinden yüksek beklenti içerisine girmesi, meslekte belirli bir süresi olan öğretmenlerin ise mesleğin verdiği tecrübe ve birikimleri nedeniyle yöneticilerinin okulları değişime hazırlama noktasında yeteri kadar önem vermediğini düşünmeleri, öğretmenlerin mevcut duruma alışmaları, değişimlere kapalı olmaları ve rahatlarını bozmak istememeleri gibi sebeplerden dolayı öğretmenlerde değişim yorgunluğu meydana gelmektedir.

Yöneticilerin değişimi iyi anlayamamaları ve iyi yönetememeleri, çalışanlarına agresif ve otoriter tavır sergilemeleri, çalışanlarını makine olarak görmeleri, çalıştıkları personelle empati kurmamaları, okullarını değişime hazırlama aşamasında tüm paydaşların görüş ve önerilerini dikkate almaması, gerekli olabilecek yetkileri vermemesi ve yapılacak değişimin sonuçlarının okulda çalışan personel üzerinde nasıl bir etki bırakacağını düşünmemeleri, değişim sonucunda yöneticilerin, öğretmenleri motive edecek ödüllendirme sistemini uygulamadıkları, sorumluluk almaktan kaçınmaları, öğretmenlere yeteri kadar rehberlik edememeleri, yöneticilerin kendilerini olduğundan daha iyi görme isteklerinden kaynaklandığı düşünülmektedir.

Bu nedenlerden dolayı, örgütlerdeki değişim süreçlerinin etkili bir şekilde yönetilmesi önemlidir. Çalışanların ihtiyaçlarını ve endişelerini dikkate alan iletişim, destek ve eğitim sağlanmalıdır. Ayrıca, değişim süreçlerinin yönetiminde liderlik ve yönetim desteği de kritik öneme sahiptir.

9.      DEĞİŞİM YORGUNLUĞUNU ETKİLEYEN UNSURLAR

Değişim yorgunluğu, örgütler ve bireyler için olumsuz sonuçlar doğurabilen bir durumdur. Bunu bilerek kurum içi olumlu iklimi korumak adına bunları belirmek elzemdir diyebiliriz. Örgütsel ve bireysel açıdan önemli olumsuzları beraberinde getirme riski barındıran değişim yorgunluğunun önlenebilmesi için öncelikle nedenlerinin ortaya konması gereklidir. Yukarıda tanımlarda vurgulandığı üzere yaşanan değişimlerin sayısı ve hızı, çalışanlar arasında değişimlerin gereksiz olduğuna yönelik bir inanç, değişim için harcanması gereken zaman ve çaba, üst yönetimin değişimin amaç ve yönünü belirlerken çalışanları dikkate almaması gibi etmenler değişim yorgunluğunun nedenleri arasında ifade edilebilir (Elving ve diğerleri, 2011).

Değişim yorgunluğunun nedenini de değişim çabalarının çok fazla düşünülmeden, herhangi bir kaynaktan esinlenilmeden yürütülmesine ve birçoğunun başarısızlıkla sonuçlanmasına bağlamaktadır. Alan yazında medeni durum, kıdem, cinsiyet ve statü gibi değişkenlerin çalışanların değişim yorgunluğu düzeyini etkileyen bireysel özellikler olduğuna yönelik bulgular mevcuttur (Brown, 2016; Brown, Wey ve Foland, 2018; Carter ve diğerleri, 2013; Elving ve diğerleri, 2011; Hargreaves, 2005; Orlando, 2014; Vestal, 2013).

Öte yandan örgütün geçmişi ve kültürü ise örgütsel düzeyde değişim yorgunluğu deneyimini etkileyen unsurlar olarak ifade edilmektedir. Örgütün geçmişindeki değişim deneyimleri değişim yorgunluğunu en fazla etkileyen unsurdur. Başarısız değişim girişimleri değişim yorgunluğunu daha fazla tetikleme ihtimali sergilese de sürekli oldukları yönünde bir algı geliştiğinde başarılı değişim girişimleri de değişim yorgunluğuna neden olabilmektedir.

Özetle, değişim yorgunluğunu önlemek için örgütlerin değişim süreçlerini dikkatlice yönetmeleri, çalışanların ihtiyaçlarını ve endişelerini dikkate almaları gerekmektedir. Bireysel özelliklere ve örgütsel kültüre odaklanarak, değişim sürecini destekleyici bir ortam oluşturmak önemlidir. Bu şekilde, değişim yorgunluğunun olumsuz etkileri azaltılabilir ve çalışanların uyum sağlama süreci daha etkili bir şekilde yönetilebilir.

10.   DEĞİŞİM YORGUNLUĞUNUN BELİRTİLERİ

Değişim yorgunluğunu bir hastalığa benzetirsek, çalışanlarda çeşitli belirtiler şeklinde ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Abrahamson’a (2004b) göre “aşırı girişim yükü” değişim yorgunluğunun ilk belirtisi olarak ifade edilebilir. Başlatılan herhangi bir değişim girişiminin tamamlanmadan bir başkasının söz konusu olması yöneticilerin ve çalışanların aynı anda birden fazla girişim için mesai harcaması anlamına gelmektedir.

Bir diğer belirti ise değişimden kaynaklanan “kaos” ortamıdır. İlgili durum bir çok girişim dalgasının örgütte hüküm sürmesi sonucunda ortaya çıkan karmaşayı ifade etmektedir. Böyle bir durumda örgütte neredeyse hiç kimse hangi değişikliği uyguladığını veya bunu ne için yaptığını bilmemektedir. Ayrıca böyle bir kaos ortamı sadece endişe ve örgüt çalışanları arasında anlaşmazlıklara neden olmakla kalmaz aynı zamanda hem çalışanlar hem de örgütün hedef kitlesi hangi prosedürleri izleyeceği, hangi görevlerden kimlerin sorumlu olduğu gibi hususlarda bir belirsizlik yaşayabilir.

Değişim hızı ve sürekliliği arttıkça kaos büyüme potansiyeli taşıyabilir ve sorunu çözmek daha uzun bir süreç gerektirebilir. Bir diğer değişim yorgunluğu belirtisi ise genellikle değişim sinizmi olarak ifade edilen tükenmişliktir. Her bir değişim girişimi bir diğerinin yavaşlaması veya terkedilmesi anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda ise çalışanlar değişim girişimine destek veriyormuş gibi yapıp işlerini her zamanki gibi yürütmeye başlayabilir. Değişim yorgunluğunun hakim olduğu örgütlerde rutin operasyonlara ayrılması gereken zaman değişime harcanarak; müşteri ihtiyaçlarından çok örgüt içi değişime odaklanılmaktadır.

Beaudani’a (2006) göre ise değişim çabalarının değerinin sorgulanması, değişimi yönetenlerin aşırı stres düzeyi, değişim gayreti ile ilgili enformasyon paylaşımında isteksizlik, finansal ve diğer kaynakların farklı stratejik girişimlere kaydırılması, değişim gayretinin süresine yönelik sabırsızlık, değişimde anahtar rol üstlenenlerin sürecin takibini yapmaması gibi durumlar değişim yorgunluğunun göstergeleri olarak kabul edilmektedir.

Sonuç olarak, değişim yorgunluğu, çalışanlarda çeşitli belirtiler şeklinde ortaya çıkan bir durumdur diyebiliriz. Aşırı girişim yükü, değişimden kaynaklanan kaos ortamı, değişim sinizmi ve değişim çabalarının değerinin sorgulanması gibi belirtiler, değişim yorgunluğunun göstergeleridir. Bu belirtiler, çalışanların değişime uyum sağlama sürecinde yaşadıkları zorlukları ve olumsuz etkileri yansıtmaktadır. Örgütlerin değişim süreçlerini dikkatlice yönetmeleri, çalışanların desteklenmesi ve iletişimin sağlanması önemlidir. Aksi takdirde, değişim yorgunluğu artabilir ve örgütün performansı ve verimliliği olumsuz etkilenebilir. Örgütlerin değişim süreçlerini başarılı bir şekilde yönetmek için çalışanların ihtiyaçlarına odaklanmaları ve değişim sürecini sürdürülebilir bir şekilde yönetmeleri gerekmektedir.

11.   DEĞİŞİM YORGUNU ÖĞRETMENLER

Değişim yorgunu öğretmenler, eğitim sektöründe sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Öğretmenler, birçok faktörden etkilenen karmaşık bir çalışma ortamında faaliyet gösterirler. Sürekli olarak müfredat değişiklikleri, öğretim yöntemlerindeki yenilikler, teknolojik gelişmeler, okul politikalarındaki değişiklikler gibi etmenler, öğretmenlerin sürekli değişime uyum sağlamalarını gerektirir. Bu uyum süreci de değişim yorgunluğu yaşayan öğretmenleri karşımıza çıkarır diyebiliriz.

v  Moral yitimi,

v  Çaresizlik,

v  Ümitsizlik,

v  Başarısızlık duygusu,

v  Huzursuzluk,

v  Anlam yitimi gibi olumsuz duygular hakimdir.

Bu olumsuz başlıklar bize gösteriyorki değişim yorgunluğu öğretmenlerin karşılaşabileceği bir durumdur. Öğretmenlerin desteklenmesi, iletişimin sağlanması ve profesyonel gelişimlerinin desteklenmesi, değişim sürecinin daha etkili bir şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir. Bu şekilde, öğretmenlerin iş tatmini ve motivasyonu artırılabilir ve eğitim kalitesi yükseltilebilir.

12.   ETKİLİ YÖNETİCİLER

Örgütlerin değişim çabalarında dikkate almaları gereken en önemli faktör, insan faktörüdür. Eğitim sisteminde de değişimin gerçekleştirilmesi istendiğinde, bu değişimin nasıl yönetileceği konusunda bilgi ve deneyime ihtiyaç duyulur. Bu sebeple, eğitim kurumları olan okullarda değişimin nasıl uygulanması gerektiği konusunda bunu uygulayacak etkili yöneticilere değinmek gerekir.

Etkili yönetici bireyleri ve örgütleri değiştirir, duygu ve düşüncelere yeniden şekil verir, bakış açılarını genişletir, bilgilerini artırır, amaçları berraklaştırır, devamlılığı olan, kendi kendini yenileyen, gelişmeyi hızlandıran değişimler meydana getirirler.

Değişimin başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için liderlik ve yönetim becerileri de önemlidir. Okul yöneticileri, değişim sürecini desteklemeli, kaynak sağlamalı, iletişimi etkin bir şekilde yönetmeli ve çalışanları motive etmelidir. Ayrıca, öğretmenlerin profesyonel gelişimlerine yönelik destekleyici bir ortam oluşturulmalı ve sürekli öğrenmeye teşvik edilmelidir.

Sonuç olarak 21.yüzyılın hızla değişen ortamı, örgütlerde değişimi zorunlu hale getirmiştir. Örgütlerin bu değişim çabalarında dikkat etmesi gereken en önemli değişken ise insandır (Hazır, 2003). Eğitim sistemimizin ana unsuru insan olduğuna göre, eğitimde gerçekleştirilmek istenen değişimin nasıl yönetilmesi konusunda bilgi ve deneyime ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle eğitim kurumları olan okullarda değişimin nasıl uygulanması gerektiği araştırılması gereken bir konu haline gelmiştir. Çünkü değişim belirli sistemi olan süreci ifade etmektedir (Tanrıöğen, 1995; Alkan, 1992).

13.   OKULLARDA DEĞİŞİM YORGUNLUĞU NASIL ÖNLENİR?

Eğitim sistemindeki hızlı değişimler, yönetici ve öğretmenlerin davranışlarını ve rollerini etkilemiştir. Değişimi okullarda uygulamak için en önemli yapı taşı öğretmenlerdir. Ancak, öğretmenlerin değişimi benimsememesi ve kabul etmemesi durumunda, değişimi hayata geçirmek zorlaşır. Bu nedenle, değişimin hedefleriyle öğretmenlerin hedefleri arasında uyum sağlanması önemlidir.

Toplumsal yapıda hızlı yaşanan değişimler, eğitim sistemimizi ve bu sistemi yöneten ve uygulayan yönetici ve öğretmenlerin davranış ve rollerini etkilemiştir. Okullardaki değişimi uygulayan en önemli yapı taşı öğretmenlerdir. Eğitimcilerin onaylamadığı ve özümsemediği bir yenileşmeyi hayata geçirmek kolay değildir. Değişimi öğretmenlerin önemsemesi için gerçekleştirilmek istenen değişimin hedefleri ile öğretmenlerin hedeflerinin örtüşmesinin öncelikle bağdaştırılması gerekir. Bu nedenle değişim sürecinin her aşamasında öğretmenlere aktif rol vermek gerekir (Balcı, 2000).

Kurumlarımızda gerçekleştirilmek istenen değişimin planlanması ve uygulanması sırasında kurum üyelerinin katılımının sağlanması, değişim hakkında bilgilendirilmesi, ödül sisteminin kullanılması ve değişime uyum sağlanmaları için türlü desteğin sağlanması değişime karşı direncin azaltılmasında önemli etkenlerdir (Lunenburg ve Ornstein, 1996). Değişim sürecinde öğretmenlere aktif bir rol vermek, değişimin her aşamasında onları dahil etmek gerekmektedir. Kurum içinde değişime direncin azaltılması için, çalışanların katılımının sağlanması, bilgilendirilmeleri, ödül sisteminin kullanılması ve uyum sağlamaları için destek sağlanması gibi çözümler bu süreçte önemlidir.

Okul idarecilerinin küreselleşen dünyada geniş bir bakış açısına sahip olması gerekmektedir (Çelik, 2003). Değişimi başarabilmenin sırrı değişimi iyi yönetmekte saklıdır (Aktan, 1998). Bu değişim yönetimini, etkili bir liderlik özelliğine sahip kişiler yapabilir. Değişim süreci kötü yönetilirse, dirençlere karşı konulamaz ve sonuç başarısız olur (Peker ve Aytürk, 2000). Bu nedenle değişimi pasif ve zayıf yöneticilerin başarması mümkün değildir.

Değişimin amaçlarının net olarak anlatılması, bu konuda çalışanlarla yeterli iletişimin kurulması tüm çalışanların değişimlerde aktif rol üstlenmesini sağlayacaktır.

Okul yöneticilerinin değişimi okullarında daha etkili uygulayabilmeleri için; üniversitelerde değişimin nasıl gerçekleştirebileceği ile ilgili düzenlenen uygulamalı eğitimlere (workshop), seminerlere ve ekinliklere katılmaları sağlanmalıdır. Sürekli bir değişim içinde olan 21.yüzyılda okul yöneticilere kendilerine geliştirebilecekleri imkânlar sunulmalı, gerekli yasal izinlerin düzenlenerek değişim yönetimini ile ilgili lisansüstü eğitim almaları sağlanmalıdır. Okullarda değişimi gerçekleştirebilecek deneyim, bilgi beceri sahibi, iletişimi iyi olan, kendisini geliştirebilmiş ve liyakat sahibi yöneticilerin atamalarının yapılması en önemli kriter olmalıdır.

Değişimlerin kalıcı olabilmesi için öğretmen, öğrenci, veli, okul-aile birliği üyeleri gibi paydaşlarında değişim sürecine dahil edilmesi sağlanmalıdır. Gerekirse uzmanlardan yardım alınarak eğitim verilmelidir.

Dünyada meydan gelen teknolojik değişimlere okul yöneticilerin uyum sağlayıp, kurumlarında bu değişimleri uygulayabilmeleri için bilişim alanında kendilerini geliştirmelidirler. Değişim zorlamaya ve güce dayanmamalıdır. Öğretmenlerin uygun görmediği değişimi gerçekleştirmek zordur. Öğretmenlerin yapılacak olan değişimlere direnç göstermemesi için sürece dahil edip, değişime ortak edilmeleri sağlanmalıdır.

Okul yöneticileri, beraber çalıştığı mesai arkadaşlarıyla iletişimi iyi kurmalı, mesai içinde veya dışında bağlarını güçlendirerek, rahatlıkla problemleri dinleyebilecek kişi olmalıdır. Okulda, göreve yeni başlayan, öğretmen ve müdür yardımcılarına, oryantasyon eğitimi verilerek okulu ve çevreyi tanıması sağlanmalı. Okulda yapılacak değişimlere aktif katılımları sağlanmalıdır. Okuldaki değişim çalışmalarında yeni ve tecrübeli çalışanlar beraber aynı ekiplerde bulundurulmalıdır. Okullarda yapılan toplantıların daha etkili ve verimli geçmesini sağlayabilmek için toplantı ortamlarının yerini ve zamanını iyi belirleyerek, teşvik edici ortamlar oluşturulmalıdır.

Yapılan değişim sonucunda yöneticiler, teşvik edici ödüller kullanmalı, onları motive ederek değişimin kalıcı olmasını sağlamalıdırlar. Yöneticiler öğretmenlerin okul ortamındaki rahatsız olduğu durumların tespit edilmesi ve çözüme kavuşturulması ve tükenmişlik konusunda uzman yardımı alınması sağlanmalıdır.

Öz olarak şunları diyebiliriz; eğitimdeki değişim süreci başarılı olabilmesi için öğretmenlerin, yöneticilerin ve diğer paydaşların aktif katılımı sağlanmalıdır. Değişimin hedefleriyle öğretmenlerin hedefleri uyumlu hale getirilmeli ve değişime direncin azaltılması için destek sağlanmalıdır. Eğitimdeki değişim sürecini etkili bir şekilde yönetmek, başarılı liderlik ve iletişim becerileri gerektirir.

14.   SONUÇ VE ÖNERİLER

Değişim yorgunluğu modern toplumun bir gerçeği olarak karşımıza çıkıyor ve birçok insanın tecrübe ettiği bir durum olduğunu söyleyebiliriz. Değişimin hızı ve karmaşıklığı, bireylerin uyum sağlama becerilerini ve duygusal yetilerinin sınırlarını zorlayabilir. Bu durum, kişisel yaşamda ve iş ortamlarında stres, huzursuzluk ve motivasyon kaybı gibi sonuçlara yol açtığını görebiliyoruz.

 

Drucker (2018: Akt. Yeşil, A.) “her örgütün yapısı içinde değişebilme yeteneğinin yerleştirilmesi” fikrinden yola çıkarak değişimin olağan bir durum olarak algılanması ve bir örgüt kültürü olacak şekilde kurumlara empoze edilmesi düşüncesi öne çıkmakta. Bunda yöneticilerin etkililiği ve liderlik vasıfları öne çıkıyor diyebiliriz. Çalışanların değişim sürecine aktif olarak dahil olmalarını teşvik etmek, iletişimi açık tutmak ve eğitim ve destek sunmak önemlidir. Ayrıca, değişim sürecinin uyum sağlama gereksinimlerini göz önünde bulundurarak, çalışma saatleri, çalışma koşulları ve iş yükü gibi faktörleri dikkate alan politikalar ve yönergeler oluşturulmalıdır.

Değişim yorgunluğu, kaçınılmaz bir durum gibi görünse de, bireyler ve organizasyonlar bu süreci daha olumlu bir şekilde ele alabilir. Farkındalık, uyum sağlama becerileri ve destek sistemleriyle birlikte, değişimin getirdiği zorlukların üstesinden gelmek mümkündür. Değişimin doğasını anlamak ve buna uygun stratejiler geliştirmek, bireylerin ve toplumun uzun vadede başarı ve sürdürülebilirlik açısından önemli olduğunusöyleyebiliriz.

Değişim yorgunluğu bir süreçtir ve herkesin deneyimlediği bir duygudur. Ancak, kişinin kendi refahına dikkat etmesi, destek araması ve uyum sağlama stratejilerini uygulaması, değişimin getirdiği zorlukların üstesinden gelmesine yardımcı olabilir.

 

*  eğitim yönetimi tezsiz yüksek lisans sunum raporudur.

10 Mayıs 2022 Salı

   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI tuvalet kağıdından tasarımlar yaptık.



   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI toplu afiş çalışmamız


   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI Scamper tekniğiyle su şişesini dönüştürdük.



   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI

HELLO DAY



   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI ÜLKE BAYRAK ETKİNLİĞİ


   Emine YALÇIN ÖZDEMİR GÜROCAK İLKOKULU 3 -I SINIFI 



EĞİTİM YAZILARI

OKULLARDA DEĞİŞİM YORGUNLUĞU VE SONUÇLARI* Bilge  Dursun  Erman   1.       GİRİŞ             Dünyamız sürekli bir dönüşüm içerisinde. Haya...